16 Mayıs, 2009

En Uzak Mesafe..

''En uzak mesafe;

Ne Afrika’dır,

Ne Çin,

Ne Hindistan,ne seyyareler..

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan..

En uzak mesafe ;

İki kafa arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan..''

13 Mayıs, 2009

DeLete Yourself



Her şeyin bu kadar basit ve hızlı geliştiği günümüzde, artık bir "tık" ötede her şey.. Yeni bir iş, bir tık ötede.Eski arkadaşlara,hafızamızda silikleşmiş ve silikleşebilecek yüzlere bir parmak hareketiyle ulaşmak mümkün de günümüzde.Bir sevdayı noktalamak...Bir tık ötede.


Serbest ilişkiye sahip olabiliyor, anında evlenebiliyorsun da artık. Ya da yüreğinizden sökemediğiniz şeyleri,ak duvarlara karalanmış izleri bir "tık"la söküp atmak kolay gibi görünebiliyor..Hızlı bir şekilde,birikmiş enkazı parmak gücüyle klavye ile ‘Delete’ tuşu arasında sıkıştırıp ‘Geri dönüşüm kutusu’na postalayıp yok etmek ne kadar mümkün görünse de ,gerçekte silinebilir mi acaba ?..


Ama ilişkilerin tek gecelik olduğu, daha birincil düzeye varamadan solan sıradan ilişkilerin dahi ,dünyamızda bir "tık"la bitmesinin lafı mı olur ? Çöp kutusuna gönderilen, enkazla birlikte bireyin kendisidir oysa..Günü geldiğinde sanal çöp tenekesinden yeniden anka misali dirilmek isteyen de,enkazın bir parçası olan bireyin kendisidir de.Adı üstünde ,‘Geri dönüşüm kutusu’..Bu noktadan sonra ne kadar silkelense de üzerindeki enkazın parçaları ve sinmiş kokularıyla, varolacak ilişkisinin ömrünü zaten daraltacaktır.Gerçi her şeyi hızlı bir şekilde tüketip,sonra yenisiyle fayda maksimizasyonunu tavan yapan da o değilmi?..Süregiden bir döngü..Bu döngüde değişmeyen tek şey kendisi ve optimum istekleridir.


Öyle ki ;artık hava durumuna pararel,daha hızlı değişir oldu kişilerin ilişki durumları.. Bugün balkanlardan gelen agresif tavır dalgası ,K'nın ilişkisinde ,ilerleyen saatlerde karmaşık duruma neden olabilir..Venus’ün hareket etkisiyle birlikte,A'ya ; karşılaşabileceği herhangi birinin kaçamak teklifi ile yarın ilişkiye açık duruma geçebilir ancak ilerleyen günlerde yüksek çelişkili duyguların etkisiyle ilişkisinde bir serbestlik oluşabilir de.(:v.s.Örnekler çoğaltılabilir..
(çevrede sıkça tanık olduğum durumlara gönderme)

10 Mayıs, 2009

Ösym,Kafan iyi mi Senin?!.

Güzel bir pazar günü,bizleri sabah 7’de uyandırıp sınava yetiştirme telaşının nedeni; 1.nesil pc oyunlarından, mayın tarlasını çözdürmek mi olmalı acaba!..

09 Mayıs, 2009

Kurbağa TeoRisi

Toplumsal değişimi anlamaya çalışırken karşıma ilginç bir teori çıkmıştı. Bunu bir çok derste örnek olarak sundum.Hocalarımızı rahatsız etse de.garip bir çelişki. Şimdi de yaşanan son gelişmelerle burada paylaşmak gereği duydum. Teori ;"kurbağa teorisi". Basit bir teori. Şöyle;toplumu oluşturan bireyleri kurbağa olarak düşünürsek ,içinde yaşanılan ortam ve şartların su olduğunu varsayarsak; değişim şöyle gerçekleşir: Önce şartlar oluşturulup ,ortama kurbağa dahil edilir. Bu ortamda etkileşim sonucu durumlar örnekle açıklanabilir.Örneğin: suyu kaynatıp kurbağayı suyla atarsınız. Ancak bu işlem başarısız olur. Kurbağa sıçrar ve kaçar. Teori de en geçerli yol şudur: şartlar yavaş yavaş değiştirilir. Su kaynatılmaya başlanır kısık ateşte ve kurbağa yavaş yavaş pişer ama farkına varmaz.Hareket alanı daralır.Ortamdaki şartların değişmesiyle birlikte bilincini yitirmeye başlar. Bu noktadan sonra ,bu ortamda her istenileni yapmaya mahkum olan kurbağa,yönlendirilmeye de gebedir..

Masalsı yaklaşım;

Her yere konan bir yırtıcı bir kuş dolaşmaya başlamış Anadolunun bağrında. Yıllarca gece yarısı avlanan bu kuş artık gündüz avlanmaya başlamıştır artık. Ve işlerini yapacak AK bir ortam bulur bulmaz başlamış saldırıya.. Önce aydın, bilge kurbağalara saldırmış dalga dalga. Bilge kurbağalar diğerlerine gökyüzünün ne kadar Aydınlık ve güzel olduğunu anlatmak için suyun üzerinde dururlarmış.İlk yakalanan onlar olmuş. Aslında çok önceden belliymiş olacaklar, ‘Evren’in yasalarına bakanlar bunu bilirlermiş. Bilirlermiş ama bile bile dururlarmış suyun yüzünde.. Kurbağaların hayatına girmek,yeni bir ortamda yaşamalarını sağlamak,yönlendirmek için,bilgeliği yok etmekmiş ilk işleri. Sular kaynatılmış suyun üstüne çıkan bilge kurbağalar, her yere konan yırtıcı kuş tarafından yakalanmış. Çıkmaktan korkanlar pişip gitmişler..Yırtıcı tarafından yakalan,farklı bir ortama hapsedilen bilge kurbağalar; "hepimiz her yere konan kuşa zıplasaydık bunlar olmazdı" demişler ama iş işten geçmiş..

Bu masala pararel olarak bu da eklenebilir; Nazi Almanyası’nda papaz Martin Niemöller’in günlüğünden: “Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü Yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

Eklemek istiyorum!; ''Sürekli insanları topladılar,sesimi çıkarmadım,çünkü ben insan???''

Masalın gerçek olma ihtimali de, masalsı gelişmekte..

06 Mayıs, 2009

KeLimeLer Gerçeğin Beceriksiz AvcıLaRı..


Bilemem nasıl başlamalı..Ne demeli..Nasıl etmeli..
Dün gece yoldaydım

Arka koltukta..Ankara’dan dönüyorum.

35 numarada, dimdik, uyuyamadım

Akıp giden arabanın seyrine uyan

Düşlerimi, anlatmak istiyorum sana ..

Geleceğin düşü ne kadar güzel

Ve ne kadar ince

Düşlerim, kıpırdayan, daldan dala konan

Bir serçenin, canlılığını, kıvraklığını

Ve hareketlerindeki karmaşıklığı andırıyordu

Ama bu düşler hayal değil

Olacak ve olması gerekenin beynime yansımasıydı

Bazen en barbar gericiliğin zulmün ve acının

Özgürlük türkülerini dindiremediği

Düşlediğin topraklardayım..

İçimdeki ateşle doğanın o dondurucu soğuğu

Birbirine karşı savaşıyor..

İnceden inceye kulağımda sesin
-Tam bağımsız Türkiye!!

..Bir iç geçiriyorum derindenNedendir bilmem..

403 mercedesin artan hızına uyuyor düşlerim

Bir baskındayım bazen

Elimde dünya gericiliğine kan kusturan

Çocukların sesi..

Kulaklarımda ,Nazım’ın çocuklara seslenişi;
Güzel günler göreceğiz çocuklar..
Motorları mavilere süreceğiz,ışıklı mavilere..
Yaşar Kemal’in kitabına kayıyor gözlerim..

İnce Memed’i düşünüyorum

Kel Abdiyi

Memed’in gün batmadan

Anafartalar’ı aşan kanatlı atını

Hatçeye olan aşkını sonra

Sen geliyorsun aklıma

Seni düşünüyorum Deniz..

Kocaman yüreğini düşünüyorum

İçin için gülüyorum,darağacına alaylı bakışlarını hatırlayınca..
Siyah giysem siyah oluyorum, gözlerimi yumsam kör..Ne desem bilemiyorum..

Çığlık çığlığa sessizliğim..
Kelimeler gerçeğin beceriksiz avcıları..

02 Mayıs, 2009

! Mayıs Bayramı ve KurguLanmış Gündeme DaiR..

KaranLıktan Korkan bir Çocuğu KoLayLıkLa Hoş GörebiLiRiz.. Yaşamdaki AsıL Trajedi ;YetişkinLerin AydınLıktan KorkmasıdıR..

27 Nisan, 2009

Cambaz AdımLaR-2



...Toprağı örten,sıkıca saran göğün kristal intiharı ,bakışlarımızı donduruyordu.Büyük bir hasterin son bulması;beyaz,sonsuz ve karşılıklı bir ilişkinin takendisiydi oysa bu..Kulaklarımıza saplanan göğün çığlığı,geride bıratığımız izlere tahammül edemiyor,örtüyordu üstünü hemen...Bıraktığım izler,adımlarıma hasret, yok oluyordu.Yürüyorum..Boğazlanan bir kuşun kanı gibi akıp gidiyordu zaman..Adımlarımız,mitolojik hikayelere konu olmuş bu fırtınalı aşkın doruğundan ayırmıştı sonunda bizi..Buna tanık,yolumuzu aydınlatan;gecenin parlayan gözlü bekçileri de, aklanmış adımlarımızı terk edip geceye karışmışlardı..Birazdan gece;karanlık kapılarını aralamış,bizi uğurlarcasına,yerini sancılı bir maviliğe bırakmıştı..Sabah müjdelenmiş,gök soyunmuştu.. Biraz ilerledikten sonra çakıldı bacaklarım yere..Ve cevapsız bakışlarla,karşımızdaki manzaraya kilitlenmiştik.Sabahın ilk ışığı,devasa bir buz levhayla örtülü olan donmuş göl yüzeyinden yansıyor,donmuş bakışlarımızı ısıtıyordu..Tepede bıraktığım inatçı adımlar ,yerini devrilmiş adımlara bırakmıştı.Oturup soluklanmış ve sabahın ilk ışığına teslim etmiştim bakışlarımı..Bu eşsiz doğa olayına tanıklık edenlerin yanlızca bizler olmadığını gördüm.Biraz ileride, donmuş göl yüzeyini bulundukları noktada parçalayan birileri göründü.Bizler bir arada oturup ısınmaya çalışıyorken az önce,bu insanlar bizle alay eder gibi;çıplak elleriyle gölün göğsünü yarıyor,dısarıya püskürüp yere temas noktasında donan suyu tekrar temizliyorlardı.Bunlar, bu bölgenin eskimo usulu balık avcılığı yapan balıkçılarıydı.Haftalar öncesinden buzu kırıp,göle bıraktıkları ağlarını çekmeye çalışıyorlar ama göl buna mani olmak istercesine su püskürtüp yarılan noktayı kapatma gayretindeydi.Balıkçılar bunun bilincinde,belli bir ritme sahip hareketlerle ,buzu kırdıkları noktada yakaladıkları ağlarını çekmekteydiler.Sudan çıkarılıp bir kenara bırakılan ağın uzantısı ve üzerindeki kocaman balıklar büyülenmişçesine buz kesiliyor,adeta fotograf karesindeki gibi ölümsüzleşiyorlardı..Doğanın büyüsüyle yüzyüzeydik..Balıkçılarla biraz sohbet ettikten sonra bizleri ilerideki balıkçı kulübesine davet ettiler..Gece boyunca yaşadıklarımızı biliyor edasında;suratlarında sürekli bir gülümseme hakimdi ya da bu ifadenin nedeni gölün onlara armağanı;adeta mutasyona uğramış kocaman balıklar olmalıydı..Kulübeye vardığımızda herkes yanan sobanın etrafına dizilmiş,kendini bırakmıştı.İçimizi ısıtmak için bize çay ikram ettiler.Bizimle ilgilenen bu dostcanlısı balıkçılar,gece boyunca yaşadıklarımızı daha önce tatmış insanlardı.Neye ihtiyaç duyduğumuzu çok iyi biliyor ve bizler söylemeden ikram ediyor,bu bölge hakkında bizi bilgilendiriyorlardı aynı zamanda.Bu küçük kulübede yeniden doğmuştuk resmen..İyice kendimize geldikten sonra,bizim için harika bir masa hazırladılar..Sabah yakaladıkları kocaman;yüzgeçleri kanatları andıran balıklardan pişirip ikram ettiler bize..Hayatımda yediğim en güzel balık etiydi bu..Bu ikram bizim için çok değerli ve unutulmazdı..Tarihin derinliklerinde, mistik ALamut kalesindeki bir kulübedeydik adeta..Bu hayatım boyunca yaşadığımız ender olaylardan biriydi ve bu duyguya ortak üç kişi..Hayatın paylaşılınca anlamlı ve değerli olduğu,yeniden yazılmıştı gözlerimize.Gece boyunca süren cambaz adımlarımız bizi buraya itmiş ve doğa da ödüllendirmişti bizi ..Bu inatçı ve kararlı adımlar,gece boyunca bizi yıldırmaya çalışan etkenlerden sıyrılıp,hedef gözeterek ilerlemiş ,yolculuğumuzu başarılı kılmıştı.Hayatın özetiydi resmen bütün gece yaşananlar.Geri adım atmak;kazanılacak çok değerli anların,birbirimizi bağlayan paylaşımların ,kaybedilmiş adı olacaktı..Balıkçılarla vedalaştıktan sonra,yeni kazanımları sırtımıza yükleyerek ayrıldık oradan.Artık baharı karşılamak için Kafkasya eteklerinden ayrılmış,Prometheus'un çığlıklarının dindiğine tanık olmuş,onunla vedalaşmıştım..Ve bedenim zeminde dalgalanan bu gölgeden ayrılma çabasında bu gece,yeniden..

14 Nisan, 2009

Cambaz AdımLaR-1




Rüzgar karanlık..Yağan kar, kararıp yüzüme tokat gibi çarpıyor..Yön kavramı yanlızca yola çıktığımız noktayı biliyor olmamızdan ibaret..İzlediğimiz adımlar tek kişilik..Bizi takip edebilecek biri,bıraktığımız izlere aldanıp,yanlızca tek kişinin bu yolu takip ettiğini düşünecektir doğal olarak..Oysa kalın kar tabakasında adım atmayı kolaylaştırmak ve de yorgun düşmemek için öndeki kişinin adımları izlenir daima..4 kişilik grupta ilk adımı atmak ve rotayı belirlemek benim görevimdi.İlerledikçe daha da kayganlaşmaktaydı yol..Yoğun tipi yüzünden ,karşımızda beliren tepenin ne kadar uzak olduğunu kestirmek güçleşiyordu.Yoğun tipi duvar olup bizi yıldırmaya çabalıyorken,inatçı ve dik adımlarla ona karşı koyuyorduk..Karanlığı aralayan parlak gözler bizi yıldırmadı ,bize eşlik ettiler,geceyi aydınlattılar sanki..Telefon direkleri fırtınanın etkisiyle bir sağa bir sola yatıp kalkıyor,rüzgar sesiyle birlikte tiyatral bir ayinin parçası oluyorlardı..Yola çıkalı bir saati geçmişti şimdiden.Aklımda geride biraktığım mor kokulu bir ten..Dilimin ucunda, ayrıldığımız barakada; gürül gürül yanan küçük bir sobanın üzerinde demlenmiş çaydan yudumladığım son damla..Isıtır halen içimi..Her 2o adımda bir arkama bakıp, çoğalmayan izleri kontrol ediyorum..Yüzlerdeki ifade ortak; tepeye ne zaman ulaşılacağının kestirilemeyişi..Kısa bir yürüyüş,tipiyle birlikte birdenbire çok zorlu bir yolculuğa büründü.Geri dönmeyi düşünmek;direncimizi kırmaya yetecekti kesinlikle..Bu farkındalık hepimizi tepeye itiyordu.Elimdeki fenerle bir kaç metre ileriyi aydınlatabiliyorken,karanlıkta yırtık bir tül gibi savrulan tipiyi görmek mümkün ama ardını görmek imkansızdı..Yırtık bir tülün ucundan tutup kendimizi yukarı cekiyorduk adeta..İnatçı adımlar bizi tepeye itmişti sonunda..Kara rüzgar ve yoğun kar tepede zirve yapmış ,ipin ucunda bir cambaz misali bizi sağa sola yatırıyordu..Rüzgarın estiği yöne karşı kardan bir yığınak yapıverdik hemen orada soluklanmak için.Yığıldık karla kalkan yaptığımız yığınağın koynuna..Oysa az önce yüzümüze karanlık bir tokat gibi çarpan yine o değilmiydi?..Biraz kanyak,hepimizi yeniden diriltmişti resmen.Rüzgarın çığlığı birbirimizi duymamızı zorlaştırıyor,kendi koynundan savurduğu beyazlığı, ona siper ettiğimizden olsa gerek, yığınağı dövmeye başlıyordu..Prometheus'un çığlığı rüzgarla birlikte kulaklarımızda..Bu uğultu ,bu ses başka seslerle karışmaya başlamıştı birden..Bu yolculukta yanlız olmadığımız konusunda hemfikirdik artık.Birazdan sığındığımız yerden ayrılıp,yürümeye koyulduk yeniden.Tepeden aşağıya doğru aynı adımlarla ilerlemeye başladık..Arkamıza bakmadan...
Related Posts with Thumbnails